DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ENERJİ TERAPİLERİ



Tekrar Bağlantı (Reconnective Healing), kendi öz gerçeğimiz ile bağlantımızı yeniden oluşturan, varlığımızın tüm parçalarına ulaşmamızı sağlayan ve tüm evrenle bağlantı kurmamıza yardım eden Beşinci Boyut Yeni Enerji Şifasıdır. Amerikalı tıp doktoru Eric Pearl tarafından sistematize edilmiştir. Uygulayıcı ellerini kullanarak beşinci boyut enerjisini alıcının enerji bedenine aktarır, alıcıya dokunması gerekmez. Seans süresince kişinin akupunktur meridyenleri boyunca bulunan aksiatonal hatlarının (aksiatonal hatlar yaşlanmayı, hücre metabolizmasını ve yenilenmeyi kontrol altına alan kimyasal bir kod mekanizmasıdır) tanrısal bağlantısını sağlayarak tüm subtil ve fiziksel bedenlerin şarj olmasını ve negatif duygu ve düşünsel kalıpların temizlenmesine duygusal ve ruhsal düzeyde yenilenmesine yardımcı olur.
Enerji çalışmasının etkili olması inanca bağlı olmadığı ve kişinin olayı kontrol altında tutma gibi bir gerekliliğinin olmamasından dolayı son derece başarılı neticeler elde edilebilmektedir. Hatta inanmayan kişilerde beklenti olmadığı için daha da iyi neticeler alınmaktadır. Hırs veya aşırı beklenti enerji blokajı oluşturabilir. Herkesin Reconnective Healing deneyimi özgündür ve seans miktarı her şahsın durumuna ve alınan neticeye göre değişir. İyileşme bir anda ve tek bir seansta da gerçekleşebilir, bazen iyileşmenin kendini göstermesi biraz daha uzun bir zaman da alabilir. Uygulama, Tekrar Bağlantı Şifası ile Kişisel Bağlantı olarak iki farklı şekilde eller bedene temas etmeden yapılır.

KAYNAK:http://www.dogalhayat.com.tr/tedaviler.html

VAKUM TERAPİ



Folklorik Anadolu tıbbında da önemli bir yere sahip kupa çekme işlemi olarak da tariflenebilecek olan vakum terapi, insanoğlunun en eski sağlık enstrümanlarından biridir. Birçok insan üşüten ya da sırt-bel ağrısından şikayet eden kişilere eskiden kupa çekildiğine şahit olmuştur. İçinde ispirtolu pamuk yakılarak oluşturulan negatif basınçla cilde uygulanan kupaların ciltteki kan dolaşımını arttırdıklarını kızarmış kupa izlerinden de anlamak mümkündür. Günümüzde artık ispirtolu pamuklar yakılmıyor ama bir pompa yardımıyla içinde negatif basınç oluşturulan manyetik kupalarla uygulanan tedavi hala güncel ve çok değerli...


Polikarbon kupaların ortasına yerleştirilen manyetik çubuklar akupunktur noktalarına denk getirilerek uygulanan vakum terapi, ciltaltı kan dolaşımını artırmakla kalmaz, mekanik etkiyle kas gevşetici olarak da kullanılır. Ayrıca bu akupunktur noktalarının mıknatısla uyarılmasından dolayı da akupressür etkisi elde edilmiş olur. Peki ciltaltı kan dolaşımını niçin bu kadar önemlidir? Omurganın yanlış kullanımı ve kronik stres gibi nedenlerden dolayı aşırı kasılan ve gevşeyemeyen kaslar sürekli laktik asit üretirler ancak aynı nedenlerden dolayı bozulan kan dolaşımı, yorgunluk ve ağrı yapıcı bu maddelerin o bölgeden uzaklaştırılmasına izin vermez. Böylece hücreler arası sıvı atık madde deposuna dönüşür ve belli bir süre sonra kronik ağrı - kas spazmı - kronik ağrı kısır döngüsü oluşur. Bu noktada alınan kas gevşetici ilaçlar kanda yeterli konsantrasyonda bulunsa bile kas spazmının olduğu bölgeye ulaşamadıklarından sorunu çözemezler. Böyle durumlarda bölgesel direkt uygulamalar yapmak gerekir ki, vakum terapi tam da bu noktada devreye girer. Kan dolaşımını artırır ve hem akupressür hem mekanik etkisiyle refleks uyarım yaparak kasları gevşetir. Kliniğimizde yapılan vakum terapi uygulamalarının bir diğer şekli ise manyetik olmayan kupaların aromaterapik bitkisel yağlarla birlikte kullanıldıkları negatif basınçlı derin doku masajıdır. Fibromyalji, Migren ve Myofasiyal Ağrı Sendromunda, omurga çevresi kaslarda görülen ve neredeyse kıkırdak doku sertliğinde olan kas spazmlarını çözebilmek konusunda oldukça etkilidir. Diğer uygulama alanları; erken boşalma, sancılı adet görme, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, başağrıları, bel-boyun fıtıkları, uykusuzluk ve selülittir. Ortalama bir vakum terapi uygulaması yaklaşık 15 dakika sürer ve hasta güvenliğini sağlamak için her seans sonunda kullanılan vakumlar sterilizasyon işlemine tabi tutulur.

ENFİYE


DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMİ:ENFİYE

Karabiber ya da enfiye olarak bilinen bitkisel tozların buruna çekilerek hapşırma refleksinin uyarılmasıdır. Hapşırma, üst ve alt solunum yollarının en önemli savunma mekanizmalarından biridir. Hapşırırken verilen havanın ve içindeki partiküllerin çıkış hızı yaklaşık 140 km/saattir. Dolayısıyla fizik kanunları gereği hapşırdığımız zaman geri tepme prensibiyle bakınız neler olur:
Beyin damarları genişler. Gözyaşı ve sinüs kanalları açılır. Kalp damarları genişler. Akciğerlerde normal solunumla atamadığımız rezidüel (ölü) hava dışarı atılır. Kalbin diyastol (gevşeme) sonu dinlenme süresi artar. Bir anlamda kalp milisaniyeler düzeyinde durur ve tekrar çalışmaya başlar. Muhtemelen hapşıran birine "çok yaşa" denmesinin nedeni de budur.

Kanaatimiz odur ki; Türk toplumunda geçmişte Alzheimer hastalığı, erken bunama, senil demans, Parkinson hastalığı gibi nörolojik hastalıkların bugüne göre çok daha az görülmesinin nedeni enfiyenin yaygın biçimde kullanılıyor olmasıdır ve biz düzenli enfiye kullanımının artan kalp-damar hastalıkları açısından da koruyucu bir etkisi olduğunu düşünüyoruz. Ve geçtiğimiz haftalarda "Hapşırık Kalbe İyi Geliyor!" başlığıyla basında yer alan haber: Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Telli, vücudun doğal refleksi olan hapşırık sırasında ağızdan çıkan havanın hızının çok yüksek olduğunu söyledi. Bu hızın vücutta oluşan yüksek basınçtan kaynaklandığını belirten Telli, "Hapşırırken karın bölgesi ve beyin ağırlıklı olmak üzere vücutta büyük bir basınç ortaya çıkar. Bu basınç nedeniyle kalp damarlarına yoğun kan gider" dedi. Bazı riskler taşısa da kalp damarlarına kan gitmesini sağlayan hapşırığın kalp için faydalı olduğunu vurgulayan Telli, “Basınç nedeniyle bayılmalar, hatta hapşırığın tutulması durumunda çok ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak biz kalp uzmanları, sağlıklı kalp için hapşırığı severiz. Tansiyon hastalığı ve bayılma tehlikesi olmayan kişiler, hapşırıkla sağlıklı bir kalbe sahip olabilirler” diye konuştu.

Metin: Uzm. Dr. Suat ARUSAN

DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ (KRİSTAL TERAPİ)

Kristaller yüksek vibrasyona (titreşime) sahip minerallerdir. İnsanın biyolojik bir canlı oluşu ve doğadaki diğer varlıklarla ilişkisi düşünüldüğünde kristaller gibi özel minerallerden etkilenmemesi söz konusu olamaz. Kristaller elde tutulduğunda ya da cilde konulduğunda kristalin titreşimleriyle vücudumuzun vibrasyonları arasında oluşan etkileşim sonucu bir dizi cevap reaksiyonları oluşur.
Pratik uygulamada kristaller çakra denilen spesifik enerji merkezlerine konur. Çakralar vücudumuzun enerji trafoları gibidir ve Doğu tıbbında çok önemli bir yere sahiptir. Zaten Doğu tıbbına göre hastalık tanımı, çakralardaki enerji blokajı ile ilgilidir.
Vücudumuzda 7 ana çakra bulunur ve herbiri farklı frekanslarda vibrasyonlara sahiptir. Aynı zamanda herbir çakranın kendine ait bir rengi vardır ve tedavide kullanılacak kristallerin seçiminde bu renkler de dikkate alınır. Tarihsel olarak her hastalığa özgü kristal taş destek tedavileri uygulanmıştır. Bugün de tüm dünyada kristal taşlar sağlığı yeniden kazanma aracı olarak kullanılmaktadır. Kliniklerde kristal terapi bir yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Örneğin depresyon ve uykusuzlukta ametist kristaliyle yapılan tedavilerden çok olumlu sonuçlar alınmaktadır. Ayrıca hastalarımıza çeşitli kristallerden yapılmış takıları da üzerlerinde taşımaları şeklinde önerilerde bulunmaktayız.


AROMATERAPİ



AROMATERAPİ

Aromaterapi kokuyla tedavi anlamına gelir. İlk aromaterapi uygulamaları 6000 yıl önce antik Mısır'da başlamıştır. Bitkilerin uçucu yağlarının egzotik ve harmonik kokusunu farkeden Mısır ve Hint mistikleri, bu yağları hem hastalık tedavisinde hem de dini ayinlerde kullanmışlardır.
Aromaterapi iki güçlü duyu üzerine kuruludur: Koku ve dokunma... Uçucu bileşenlerin burundaki koku sinirlerini uyarmasıyla beyne giden uyarılar, koku merkezi ile çok yakın ilişki içinde bulunan duygu merkezini (limbik sistem) harekete geçirir ve spesifik etkiler ortaya çıkar. Yapılan çalışmalarda, farklı aromaterapik kokuların beynin elektriksel aktivitesini farklı şekilde etkilediği EEG (elektroensefalogram) sonuçları ile ortaya konmuştur.
Örneğin Lavanta ve Bergamot uçucu yağları beyinde mutluluk hormonu olarak bilinen Endorfin salgısını 8-12 kat artırır ve uygulamadan birkaç dakika sonra ruhsal bir gevşeme sağlar. Bu anlamda anksiyete ve panik bozuklukta oldukça etkilidir. Egzotik Ylang Ylang yağı ise yorgun günlerin karşı konulamaz desteğidir. Ökaliptüs ve Biberiye yağıyla yapılan bir aromaterapi seansı üst solunum yolu enfeksiyonlarında hiçbir ilaç kullanmaya gerek kalmaksızın şikayetleri ortadan kaldırır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün... Aromaterapik ürünler inceltilip masaj yağı haline getirilirse cilt üzerinden uygulanarak da kullanılabilir aksi halde çok yoğun olduklarından ciltte kızarıklıklara neden olması mümkündür. İnceltilmiş aromaterapik yağlar lipofilik özelliklerinden dolayı kolayca kılcal kan dolaşımına katılırlar ve ortalama 6-8 saat kanda tespit edilebilirler. Aromaterapi sadece sinirsel hastalıklarda değil, bronşitten saç dökülmesine, cinsel yetersizlik ve erken boşalmadan allerjik hastalıklara kadar pek çok alanda kullanılmaktadır.

DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ






SICAK TAŞ TERAPİSİ



Sıcak taş terapisi volkanik özelliği olan ve obsidyen denilen yuvarlatılmış silisyum taşlarının ısıtılarak kullanılmasıdır. Silisyum, doğadaki en özellikli kristallerden biridir ve bu kristalin hafıza kapasitesi bugün birçok teknolojik üründe silisyumdan elde edilen silikon maddesinin kullanımına yol açmıştır. Obsidyen, ısıyı hızla emen ve uzun süre muhafaza eden bir özelliğe sahiptir. Isıtılmış obsidyenle yapılan masajlarda hem kristalin yaydığı enerjiden hem de derinlere nüfuz edebilen ısı etkisinden yararlanılır. Böylece kılcal kan dolaşımı artar, kaslarda hızlı bir gevşeme sağlanır. Ciltaltı dokuda birikmiş olan toksinlerin uzaklaştırılması sağlanmış olur.


Bugün özellikle gelişmiş ülkelerde hem günün stresinden arınmak hem fizik tedavinin bir parçası olarak kas iskelet sistemi sorunları için yüzlerce klinikte kullanılmaktadır. Sıcak taş terapisi ile uygulanacak bir aromaterapi seansı, detoks programlarının da vazgeçilmez bir öğesidir.


KAYNAK:http://www.dogalhayat.com.tr/tedaviler.html

DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ



FİTOTERAPİ

Bitkiler ya da bitkisel ürünlerle tedavi anlamına gelen Fitoterapi, antik çağlardan beri insanlığın hizmetindedir. Irak yakınlarındaki Shanidar Mağarası'nda bulunan 60.000 yıllık Neanderthal dönem insanının yanında bugün hala tedavide kullanılan yakılmış tıbbi bitki fosilleri bulunmuştur. Bitkilerin tedavi edici ajanlar olarak kullanımına ait ilk kaynaksa bugün Fransa sınırları içinde bulunan Lascaux Mağarası'ndaki duvar çizimlerinde görülmektedir ki bu resimler MÖ. 13.000 -25.000 arasında bir döneme tarihlenmiştir. İnsanoğlunun doğayı gözlemleme yeteneği ve deneme-yanılma metoduyla oluşturduğu tıbbi bitki veritabanları zamanla tarihte bilinen ilk hekimler olan şifacıların ortaya çıkmasıyla gelişir. Birçoğu aynı zamanda Şaman dini liderler olan bu kimseler bitkilerin içerdikleri ve bugün hala ancak %10'unu izole edebildiğimiz aromatik özleri tedavi amacıyla kullanmışlardır.
Antik Grek hekimlerden Hipokrat ve Galen, İyonyalı hekim Nikandros ve ünlü Türk hekim İbn-i Sina başta olmak üzere birçok bilgin de bitkileri hastalık tedavisinde kullanmış ve bu bilgileri bize kadar ulaştırmayı başarmışlardır. Sanayi devrimi ile başlayan endüstrileşme, bitkilerin tedavi popülaritesini azaltmış ancak özellikle son 20 yıldır gelişen doğaya dönüş trendi bugün bitkisel tedavi hazinesini tekrar tıbbın gündemine getirmiştir. Açıktır ki bu yönelişte gelişen tıp teknolojileri, yeni ameliyat yöntemleri ve ilaçlara rağmen artan kronik hastalıkların yadırganamaz bir etkisi vardır. Plastikleşen modern hayat tarzının karşımıza çıkardığı sağlık sorunları insanların unutulmuş tedavi yöntemlerine ihtiyaç duymasına ve buna bağlı olarak hekimlerin de bu konuyu yeniden araştırmasına yol açmıştır. Bugün tüm dünyada hekimler tarafından hastalara bitkisel ürünler reçete edilmekte ve sentetik ilaç kullanımı özellikle belli hastalıklarda tercih edilmemektedir. Örneğin Almanya'da eczane raflarında bulunan ilaçların % 70'i bitkisel ekstreler ya da tentürlerdir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında, istisnalar dışında kesinlikle antibiyotik başlanmamakta, bunun yerine bağışıklık sistemini güçlendiren bitkiler reçete edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tüm ülkelere genelde doğal tıp özelde fitoterapi konusuna daha fazla eğilmeleri çağrısında bulunmuştur. Özellikle Avrupa ve Amerika'da bulunan üniversiteler ve enstitülerde yüzlerce tıbbi bitki konusunda araştırmalar ve klinik çalışmalar yapılmış ve yapılmakta olup ulaşılan sonuçlar tüm dünyayla paylaşılmaktadır. Kliniğimizde yapılan fitoterapik uygulamaların temel prensibi, klinik olarak etkinliği ispatlanmış bitkisel ürünlerin kullanılmasıdır ve bu yönde sürekli güncellenen veritabanlarından yararlanılmaktadır. Bu kaynaklar arasında American PDR, German Commission E Monographs, ESCOP ve Pubmed gibi akredite kuruluşların yayın organları ya da veritabanları sayılabilir. Sentetik ilaçlara benzer şekilde, biyoaktif etken maddeler içeren bitkilerin ya da bu bitki özlerinin kullanılması esasına dayanan fitoterapinin, bitkilerden elde edilen ilaçlarla yapılan tedaviden farkı; bitkinin içerdiği tek bir etken maddenin değil bitki özündeki tüm biyokimyasal içeriğin kullanılmasıdır. Bu fark, bitkisel tedavilerin kimyasal ilaçlara göre çok daha az yan etkiye sahip olmasının da temel nedenidir. Buna rağmen bitkisel tedaviler, hiç yan etkisi olmayan yöntemler değildir. Zehirli bitkilerin kullanımı, yanlış doz ya da birlikte alınmaması gereken ilaçlarla beraber kullanılması sonucunda istenmeyen ve tehlikeli olabilecek yan etkiler oluşabilir. Bu yüzden bitkisel tedavilere ciddiyetle bakılmalı ve amatör yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Fitoterapi, birçok hastalık grubunda başarıyla kullanılmaktadır. Özellikle karaciğer hastalıkları, sindirim sistemi sorunları, kalp-damar hastalıkları, hormonal problemler, astım, kronik bronşit ve allerjik hastalıklar, romatizmal sorunlar, migren, depresyon ve anksiyete bozukluğu gibi psikolojik ve psikosomatik problemler bu hastalıklardan yalnızca birkaçıdır. Hipokrat'ın dediği gibi: "Gıdalarınız ilaçlarınız, ilaçlarınız gıdalarınız olsun..."

DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ







AKUPUNTUR & MOKSİBÜSYON

Akupunktur, çeşitli hastalıkların tedavisi için farklı kalınlık ve uzunluktaki iğnelerin cilde batırılması yöntemidir. Geleneksel Çin Tıbbına göre akupunktur noktaları, Qi (Chi) adı verilen "Yaşam Enerji"sinin dolaştığı meridyenler (kanallar) üzerinde yerleşmiştir. Aynı zamanda bu meridyenler iç organlar ve sistemlerle de bağlantılıdır ve ilgili oldukları organların isimleriyle anılırlar. Çin Tıbbına göre hastalıklar, bu kanallarda enerjinin tıkanması ya da "Yin&Yang" olarak adlandırılan iç dengenin bozulmasıyla ortaya çıkar. Bugün akupunkturun etki mekanizmaları bilimsel olarak anlaşılmış olup 5000 yıl önce herhangi bir teknolojik destek olmaksızın Çinlilerin bu noktaları nasıl tespit ettikleri hala sırrını korumaktadır ki ilk yazılı akupunktur kaynaklarında bildirilen 365 noktanın mikroskobik yapısının yakın yerlerde bulunan ancak akupunktur noktası özelliği olmayan cilt katmanlarından farklı olduğu bu yüzyılda anlaşılabilmiştir.
Tedavide Yin&Yang dengesinin sağlanması ve tıkanan enerji kanallarının yeniden açılması için her hastalığa özgü akupunktur reçeteleri oluşturulur ve bu noktalar iğnelenir. Özel iğnelerle yapılan klasik akupunktur tedavisinde iğnelere manipülasyonlar uygulanabilir ya da moksibüsyon tekniği ile ısı verilebilir. Ayrıca bu çelik iğneler üzerinden elektriksel uyarım da yapılabilir (elektroakupunktur). Günümüzde akupunktur noktalarını lazer ışığı ile uyarma yoluyla lazer akupunktur tekniği söz konusu olsa da yapılan çalışmalarda lazer akupunkturunun klasik iğne akupunkturuna göre daha az etkili olduğu saptanmıştır. Tarihte kullanılan akupunktur iğnelerine baktığımızda kemiklerden sert taşlara kadar birçok maddenin iğne olarak kullanıldığını görmekteyiz. Bugünse tedavi tüm dünyada FDA ve CE belgeli paslanmaz çelik ve tek kullanımlık iğnelerle yapılmaktadır. Böylece iğneyi sterilize etme sorunu ortadan kalkmış ve hastadan hastaya kan yoluyla bulaşan hastalıkların geçişi engellenmiş olmaktadır. Kliniğimizde kullandığımız iğnelerin kalınlıkları yaklaşık 0.25 mm'dir ve uygulama sırasında ağrı oluşturmamaktadırlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1979 yılında verdiği bir kararla akupunkturun bilimsel bir tedavi yöntemi olduğunu ilan etmiş ve akupunkturla tedavi edilebilecek hastalıkların listesini yayınlamıştır:
Romatizmal Hastalıklar
Artrozlar (Kireçlenme)Bel - Boyun FıtıklarıSiyatalji (Siyatik Ağrısı)Tennis Elbow (Tenisçi Dirseği)Karpal Tünel Sendromu
Solunum Sistemi Hastalıkları
AstımAkut ve Kronik BronşitAlerjik RinitSinüzitGripal Enfeksiyon
Gastrointestinal Hastalıklar
AftDiş AğrısıGingivit (Dişeti İltihabı)GastritKabızlıkİshal
Cilt Hastalıkları
AkneÜrtiker - Allerjik DermatitZona ve SekeliPseuriazis (Sedef Hastalığı)Egzama
Nörolojik Hastalıklar
Başağrıları ve Migren Fascial Paralizi (Yüz Felci) Trigeminal Nevralji Periferik Nöropati
Endokrinolojik Hastalıklar
GuatrDiabet (Şeker Hastalığı)Aşırı TerlemePsikiyatrik Hastalıklar Stres Depresyon Uyku Bozuklukları
Psikosomatik Hastalıklar
Alışkanlıklar (Sigara / Alkol / Obesite)
Ürogenital Hastalıklar
Enürezis Nokturna (Gece Altını Islatma)Nörojenik MesaneSancılı Adet GörmeSterilite (Kısırlık)
Kulak Burun-Boğaz Hastalıkları
Tinnitus (Kulak Çınlaması) Meniere Hastalığı
MOKSİBÜSYON
Geleneksel Çin Tıbbında akupunkturla birlikte anılması gereken yöntemlerden biri de Moksibüsyon'dur. Bu tedavide yine akupunktur noktaları kullanılır ancak bu noktalar iğne yerine ısı uygulamasıyla uyarılır. Moksibüsyonda kullanılan ısı kaynağı değerli bir tıbbi bitki olan Artemisia'dır. Türkiye'de Pelinotu olarak bilinen Artemisia kendine has mistik kokusuyla yavaş yanma özelliğine sahiptir. Tıpkı bir puro gibi sarılmış Artemisia yaprakları yakılır ve belli bir mesafede akupunktur noktasına yaklaştırılır. Hasta uygulama sırasında akupunktur noktasından meridyen boyunca aşağı ve yukarı yayılan ısıyı hisseder. Tıkanmış akupunktur meridyenlerini açmak için oldukça etkili bir yöntem olan moksibüsyon, birçok klinik araştırmaya konu olmuştur. Örneğin sadece bu yöntemle astım, ülseratif kolit, migren, uykusuzluk gibi kronik hastalıkların dahi tedavi edildiği yayınlar mevcuttur. Kliniklerde moksibüsyon uygulaması özellikle migren ve depresyon tedavilerinde kullanılmaktadır.